Türkiye’de turizm denince akla ilk deniz, kum, güneş gelse de toplumun önemli bir kesimi için tatil ve kültür hakkı hâlâ bir erişilebilirlik mücadelesi çünkü engellilerin kültürel mirasa erişimi çoğu zaman fiziksel bariyerlere takılıyor.
2013 yılından bu yana İzmir merkezli çalışmalar yürüten Herkes İçin Turizm Derneği, bu sorunu sadece tesis inşa ederek değil; “Kültür Herkes İçin” anlayışıyla, dokunsal materyaller ve kapıları aşındırarak çözüyor.
Herkes İçin Turizm Derneği, engellilerin kültürel yaşama katılımını güçlendirmek amacıyla; müze, kültür merkezi ve tarihi alanlarda erişilebilirlik değerlendirmeleri yaparak bu tabloyu değiştiriyor.
“Amacımız geride bırakılanları turizmde eşitlemek”
Dernek Başkanı Ali Aydoğmuş, yola çıkış motivasyonlarını net bir dille ifade ediyor: “Bizim derdimiz pazar oluşturmak değil, hak temelli bir eşitlik sağlamak.” Aydoğmuş’a göre, mevcut yapılar genellikle tek bir grubu düşünerek tasarlanıyor; ancak gerçek çözüm “evrensel tasarım”dan geçiyor.
Evrensel tasarım; fizyolojik özelliklerine, yaşına, cinsiyetine, sosyal, ekonomik ve eğitim düzeyine bakılmaksızın, toplumdaki farklı özelliklere sahip tüm insan grupları için ortak tasarımlar yapmayı amaçlar. Önemli olan ürün, hizmet ve fiziksel çevrenin her zaman her koşulda kullanabilir olmasıdır. Çünkü her insan yaşamın farklı dönemlerinde, değişen ihtiyaçları nedeniyle kısıtlamalara maruz kalabilir. Dolayısıyla evrensel tasarımın temel amacı, mekânların insanlara uyum sağlayabilmesini sağlamak, insan hareketlerini kısıtlamak yerine, erişilebilirliği daha da kolaylaştırmak.
“Görme engelli için ideal olan bir mekân, bazen bir çocuk için uygun olmayabiliyor. Biz ‘herkes’ dediğimiz grubun içine engelli bireyleri de dahil ederek, asgari müşterekte herkesin faydalanabileceği alanlar inşa etmeye çalışıyoruz.”
Dokunsal materyaller ve kapıları aşındırmak
Dernek, lobi faaliyetleri ile yetinmiyor, geliştirdiği somut uygulamalarla çözümü sahaya indiriyor. Braille ve dokunsal materyaller, işaret dili destekleri ve erişilebilir anlatım teknikleri ile çok sayıda uygulama geliştiren dernek, bir yandan da “farkındalık eylemi” gerçekleştiriyor.
Ali Aydoğmuş, çözümün ilk adımını şu sözlerle özetliyor: “İyileştirme bekliyorsak önce o kapıyı aşındırmamız gerekiyor; oradaki personel o mahcubiyeti yaşamalı.”
Erişilebilirlik standartları tam sağlanmamış olsa bile antik kentlere geziler düzenleyerek sorunu görünür kılan dernek, profesyonel rehberlik hizmetini “betimleme” odaklı yeniden kurguluyor.
Ali Aydoğmuş, konuya ilişkin bağlayıcı bir standardın olmadığını, en önemli sorunlardan birisinin de yönetenlerin bu alandaki algı eksikliği olduğunu belirtiyor.
Ellerinde örnek teşkil edebilecek bir rapor olmadığını söyleyen Aydoğmuş, “UNESCO’nun bu konuda bir çalışması bile yok.” diyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na erişilebilir müze çalışmalarına ve bu konuda bir rapor hazırlanıp hazırlanmadığına dair bir takım sorular yönelttiğimizi ancak bir yanıt alamdığımızı da ekleyelim.
“Yaşar Kemal’in kitapları gibi bir anlatım”
Çözümün işe yaradığına dair en güçlü kanıtlar, derneğin düzenlediği erişilebilir festivaller ve kültürel gezilere katılanların deneyimlerinde gizli.
Dernek üyesi Emel Gölge, Yunanistan ve Ödemiş gezilerindeki dönüşümü şu sözlerle anlatıyor: “Betimleme yapan rehberin, Yaşar Kemal’in kitaplarında olduğu gibi resmi konuşma diline çok iyi aktarabilmesi gerekiyor.”
Emel Gölge’ye göre, sadece “şurada bir taş var” demek yerine, taşın dokusu ve üzerindeki figürler Yaşar Kemal betimlemesi tadında anlatıldığında, müze bir “sergi alanı” olmaktan çıkıp “yaşayan bir mekân” haline geliyor.
Cem Cansız ise 2025 yazında katıldığı Yunan Adaları turunda, bu kolektif organizasyon sayesinde bölgenin kültürel dokusunu tüm detaylarıyla tanıma şansı bulduğunu belirterek yöntemin başarısını onaylıyor.
Erişilebilir kültür toplumsal bir zenginliktir
Derneğin yürüttüğü çalışmalardan çıkan en önemli ders, çözümün her zaman devasa bütçeler gerektirmediği. Ali Aydoğmuş, “65 kriterimiz varsa, bunun 10-12 tanesi küçük iş planı değişiklikleriyle çözülebilir” diyerek iç görüsünü paylaşıyor. Örneğin; bir objenin yanına eklenecek karekod ile sesli betimlemeye ulaşılması, büyük inşaat maliyetleri gerektirmeden erişimi mümkün kılıyor.
Derneğin hazırladığı belgesel çalışmaları da bu deneyimleri kamuoyuyla paylaşarak, erişilebilirliğin yalnızca bir hak değil, toplumsal bir zenginlik olduğunu kanıtlıyor.
“Cam bölmeler görme engellinin ziyaretini anlamsız kılıyor”
Tüm bu çabalara rağmen, çözümün önünde hâlâ ciddi bariyerler var. Cem Cansız, müze yönetimlerinin en büyük eksiğini şu sözle vurguluyor: “Cam bölmeler içerisindeki nesnelerin kesinlikle minyatür örneklerinin yapılması gerekiyor.”
Müzelerdeki “dokunmama” kuralı ve eserlerin cam arkasında sergilenmesi, görme engelli bireyler için müze ziyaretini yer yer anlamsız kılıyor. Ali Aydoğmuş da benzer bir sınırlılığa parmak basıyor, “Sikkenin nasıl bir şey olduğunu hâlâ bilmiyorum çünkü camekânların arkasında.” Ayrıca, merkezi bir stratejik eylem planının eksikliği, çözümün yerel çabalarla sınırlı kalmasına neden oluyor.
Parçaları birleştirmek…
Herkes İçin Turizm Derneği’nin bir sonraki hedefi; erişilebilir otel, ulaşım ve müze halkalarını birbirine bağlayan “erişilebilir destinasyon rotaları” oluşturmak. Çünkü Aydoğmuş’un dediği gibi: “Parçalar bir araya gelmediğinde, çözüm yarım kalıyor.”
Bir örnek: Erişilebilir müze Salt Galata
Kabartmalı çizimler, Braille alfabeli açıklamalar, sesli anlatım desteği… İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Salt Galata’daki erişilebilir içerikler, müzelerde işitsel ve görsel desteğin pek de “imkânsız” olmadığını gösteriyor.
Müzenin girişinde kabartmalı bir eser karşılıyor bizi. Her açıklama Braille alfabesiyle yapılmış, İstanbul’un önemli mimari yapılarını anlatan yediden fazla sesli anlatım desteği ve yapı taşlarının birer örneğinin olduğu bir panel ile çoklu anlatım yapılmış.
Elbette burada da eksikler çok, ilk göze çarpan tekerlekli sandalyedeki biri için girişte herhangi bir rampa olmaması. Müze görevlilerine fiziki koşulların ve diğer sergi alanlarının da erişilebilir olması önerisinde bulunduğumuzu da eklemiş olalım.
Dijital Medya Araştırmaları Derneği tarafından desteklenen bu içerik ilk olarak muzir.org’da yayınlanmıştır.